Hukuk Sistemi İle Toplum Değerlerinin Çelişmesi

Adına ister toplumsal barış, isterseniz sosyal barış veya isterseniz ekonomik barış deyin, ya da ne derseniz deyin, toplumun refahı, mutluluğu, sosyal adaletin sağlanması, adil paylaşım, insanların ihtiyaçlarını karşılaması, karnının tok, sırtının pek olması ile sağlanır. Bu değerlere en fazla yardımcı olan ise toplumun elinde genel kabul gören mevcut hukuk sistemi, inançlar, örf-adetleri, kültürleridir. Siz bu normları, değerleri yok sayar ya da dejenere ederseniz toplum hastalanır, kanser olur, obezit olur. İlerleyen zamanlarda tedavi edilmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle kanun koyucular toplumun değer yargılarından, inançlarından, toplumsal normlarından uzak birtakım değerleri uygulama yoluna giderek zihniyet olarak istenilen hedefe ulaşma şansını bulamaz. Burasına dikkat çekmek için bir daha üzerine basa basa söylüyorum.

Kanun koyucular toplumun değer yargılarından, inançlarından, toplumsal normlarından uzak birtakım değerleri uygulama yoluna giderlerse, zihniyet olarak istenilen hedefe ulaşma şansını bulamazlar.

 

Uygulama noktasında sistemle halkın dini, milli, ahlâki değerlerinin çelişmesine müsaade etmemek gerekir.

İş hayatında, sosyal güvenlikte, sosyal adalette velhasıl hukuk sisteminin tüm değerleri içerisinde hiçbir madde Avrupa Müktesebatına uyacağız, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini kabul ediyoruz diye toplumun ahlâki değerlerini, dini değerlerini ve inançlarını görmezden gelip bunlara aykırı kanun yapmaya çalışırsanız toplumun gerçekleriyle çelişirsiniz. İlerleyen zamanlarda toplumun sisteme karşı güven duygusu ortadan kalkar. Kendi problemlerini kendisi çözmeye başlar. Bu çözüm yolunda bazen hukuk sistemi dışına da taşabilir. Bundan dolayıdır ki bir toplum

 

sisteme güvenmeyip kanunlara rağmen kendisi çözüm yolu arıyorsa, o toplumda adaletin uygulanmasında sıkıntı var demektir.

Öyle ise “geç gelen adalet, adalet değildir.” düşüncesi oluştuğu anda bu imajı silmek daha da zor olur.

Avrupa ülkelerinden alınan devşirme, derme çatma sistemler sadece kendi toplumuna hitap edeceği için bizim topluma dar veya bol gelebilir. Hatta birçok noktada toplum değerleriyle çatışmalar başlar.

Her ülkenin kendi toplum yapısına uygun bir hukuk veya idari sisteminin olması doğaldır. Bu

değerler kendi inançlarına ve dini değerlerine göre düzenlenir. Örneğin bizim ticari ve sosyal hayatımızda hukuki bakımdan bir vergi kanunumuz varken bunun kadar etkili ve faal olan zekat verme, fitre verme ve sadaka verme ile ilgili sosyal hayatı güçlendiren dini değerlerimizden güç alan değerli hazinelerimiz vardır.

Bununla ilgili çok güçlü vakıflarımız faaliyet göstermiştir ve göstermektedir. Bu değerlerimiz kadar etkili olan yardımlaşma düşüncesini hangi Avrupa ülkesinde görebilirsiniz.

Yukarıda değinmeye çalıştığım konuda sistemle toplumun normları ve önem verdiği değerleri ters düşmemelidir. Bir daha bu cümlenin üzerine dikkatinizi çekiyorum. Yukarıda değinmeye çalıştığım konuda sistemle toplumun normları ve önem verdiği değerleri ters düşmemelidir.

Yaptığınız kanunlar içerisinde suç işlemeye müsait bir ifade varsa o zaman o kişi için suç işleme bir hakmış gibi tezahür eder. Sonra da yaptırım uygulayacak kanun maddesi ararsınız.

Günümüzde o kadar fazla mevcut hukuk sistemiyle ters düşen toplumun kültürel değerleri vardır ki bunlardan birkaçına değinmek istiyorum.

- Herhangi bir nedenle işleri iyiye gitmeyen bir kişinin iflası ya da borçlarını ödeyememesi durumunda mezada düşen malının satılması hukuken mümkündür ve uygulanır. Oysa ahlaki ve dini değerler açısından uygun değildir. Ağlayanın malı gülene hayır (fayda) getirmez düşüncesi ağır basar. Bu durum hukuki görünse de toplumun sinesinde yara oluşturur.

- Raf ömrünü uzatmak amacıyla pakete giren ürünlerin üzerine yasa gereği katkı

maddelerini yazdığınız ve son kullanma tarihini yazdığınız zaman hukuki bakımdan sıkıntı yoktur. Yasanın sizden istediğini yapmış olursunuz. Ancak insan sağlığına verdiği zararlardan dolayı gayrı ahlâki ve tüketicinin kandırılmış olması konusu dikkate alınmaz ya da göz ardı edilir.

- Ülkemizde genelevi açıp çalıştırmak hukuki açıdan mümkündür. Ancak, ahlâki ve dini bakımdan uygun değildir. Çünkü fuhuş ve zina dinen haramdır. O zaman devlet olmak kolay değildir. Bu sıkıntıyı Devlet-i Aliye toplumsal değerler içerisinde çözmek durumundadır.

- Ekonomik sistemler ve hukuk sistemi kişilerin ve işletmelerin kullandığı tüketim, üretim, konut, taşıt gibi her türlü kredinin kullanımını bir sisteme bağlayıp kanuni düzenleme ile sağlarken dinimiz faizi alan da faize veren de günahkardır demektedir. Üstelik hocalarımız, ilim adamlarımız işletmelere bütçeleme, harcama ve sermaye kullanımı ile ilgili eğitim vermezken toplantılarda seminerlerde işletmelerin yabancı kaynaktan (faizi ile alınan paradan) nasıl yararlanacaklarını enine boyuna anlatmakla meşguller.

- İnsanlar konut sahibi olmak için dahi bankadan alacakları faizli krediye velhasıl bankanın kucağına oturtulurken hemen aklıma Atatürk ilkelerinden sosyal devlet ilkesi gelmekte olup ve kendime soruyorum. Ülkemiz artık sosyal devlet ilkesini uygulamıyor mu? Kullanılan banka kredisinden dolayı ödenen faiz hukuken uygundur ancak dinen haramdır.

 

Anladığım kadarıyla kişiler aileler, işletmeler velhasıl toplumun her kesimi rekabet ve yarış halinde olup toplum olarak serbest piyasa sistemi ile kapitalist sistemi karıştırmaya başladık.

 

Böyle olunca haramla helâlı, hak ve hukuku işimize geldiği şekilde kullanmaya çalışıyoruz. Bunun sonunda bankaların açıkladıkları yüksek karlılığı yadırgamamak gerekir. Çünkü dışarıdan aldıkları % 3 faiz ile aldıkları krediyi yurt içinde insanlara cazip bir şekilde anlatarak % 13 ten verince böyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

- Evli olmamakla birlikte karşılıklı gönül rızası ile hiçbir zorlama ve şikâyet söz konusu olmadığı durumlarda kadın ve erkeğin evlilik akdi olmadan birlikte yaşaması hukuken mümkündür. Ancak dinen ve ahlâken mümkün değildir. Bu durum aile kurumunun kutsiyetini ortadan kaldırmaktadır.

- Tüm dünyada medeni hakları kullanma ehliyeti 18 yaştır. Buna göre 18 yaşına giren kişide şu özellikler varsa bu kişi medeni hakları kullanma ehliyetine sahiptir denir. Kanuna göre medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmanın şartları şunlardır.

1- Kişinin 18 yaşını doldurması,

2- Kişinin hür, özgür olması,

3- Akıllı olması ve kimseden destek almadan karar verme yeteneğine sahip olması. Ancak 18 yaşın altındakileri korumakla devlet, toplum ve anne-baba sorumludur. Kanun yukarıdaki üç özelliğe sahip olan kişi hürdür ve kişi hürriyetine sahiptir. Bağımsızdır. Her yaptığı eylemden amelden sorumludur demektedir.

Ancak, ülkemizde 20 yaşında 25 yaşında üniversiteli genç kızlarımızın mini eteklerine değil de başörtülerine müdahale edilirken, derslerden atılırken, üniversitelerin kapısından kovulurken günümüzde tüm sokaklarda caddelerde medeni hakları kullanma hakkına sahip olmayan 10 ila 18 yaş arası birçok kadınsı görünümlü kızlarımız vardır. Kaşları alınmış, makyajlı, uygun olmayan giyimleriyle ellerinde sigaralarla anneleriyle veya birbirleriyle yarışır durumda. Nerede gençliği koruyan hukuk sistemi, dini değerler, milli değerler? Oysa bu neslin eğitimi her türlü tehlikelere karşı korunması mevcut hukuk sistemi ve devlete aittir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Buradaki amacım hukuka veya ahlâki, dini değerlerin çatışması değil, toplumun özelliğine göre bunları dile getirirken kanunların hazırlanmasıdır. Kanunlar toplumun ahlâki değerleriyle ve dini değerleriyle, kültürüyle çatışmamalıdır.

Atatürk ilkelerini sayarken, devletçilik ilkesi diyoruz devletin bekasını ya da yönetimini yabancı ülkelere şikayet ediyoruz. Çözümü

dışarıda arıyoruz. Neden, biliyor musunuz arkadaşlar? Devlet yönetiminde dış müdahalelere alışmışız da ondan. Kendi kendimizi bir türlü idare edememişiz.

Türkiye Cumhuriyeti lâik bir hukuk devleti diyoruz, laikliği bir türlü halkın yaşantısına ve dini inançlarına uygun bir şekilde yorumlamıyoruz. Hukuk devleti diyoruz, halkın anatomisine uygun bir hukuk sistemi oluşturamıyoruz. Rahmetli Atatürk diyor ki:

“Bir millet başka bir millete benzemeye çalışıyorsa o milletin akıbeti ölümdür.”

 

İşletme, Üretim ve

Pazarlama Satış Uzmanı