Bir Dönem Osmanlıda Bütçe Açıkları ..

Tarih boyunca tüm ülkeler gibi Osmanlıda da ekonomik sıkıntılar ortaya çıkmış olup özellikle sınırların genişlemesi Türk ve Müslüman olmayan halkın mutluluğu ve refahını sağlamak, sınırları kontrol altında tutmakta zorluklar yaşamaya başlamıştır. Ekonomide gelir gider dengesi tarihin her döneminde kendi önemini ortaya koymuştur. Özellikle Osmanlıda asker sayısı arttıkça askeri harcamalarla sarayın giderleri de artmıştır. Ancak Osmanlı bütçe açıklarını tağşiş yani akçe içindeki gümüş miktarını düşürerek kapatmaya dayanan Osmanlı mali düzeni 1580 de bozuldu. 3. Murad rüşvet alıp, sahte para bastıran padişah olarak tarihe geçti..

Bugünkü sıkıntının kaynağında gerçek değeri düşük, ancak bankalarca yüksek bedelle kıymetlendirilmiş varlıklara dayalı işlemlerden kaynaklanıyor… Oysa iktisat tarihinin ilk büyük kriz dalgalarının arkasında kıymetli varlık bolluğu vardı…

Hint yolunun ve Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya altın yağmaya başlamış; zenginleşme mal ve hizmetlerin fiyatlarını alabildiğine tırmandırmıştı… Esas olarak fütühat ve ticarete dayanan, yüksek miktarda ithalat yapan, özellikle başkentin gıda ve yakacak ihtiyacının karşılanmasında aksama olmamasını siyasi istikrarın göstergesi sayan Osmanlı ekonomisini de etkilemiştir.

Para sisteminin temelini oluşturan ve başlangıçta 900 ayar gümüşten 1,152 gram ağırlığında kesilen akçedeki gümüş miktarı Kanuni dönemine kadar geçen zamanda yarı yarıya azalarak önce 0,64 grama, sonraki dönemlerde de 0,16 grama kadar inmişti..

Hazine Fatih döneminden itibaren bütçe açıklarını kapatmak için iki yoldan birine başvuruyordu…

Bunların başında tağşiş yani paradaki kıymetli maden miktarını düşürmek vardı. Aynı miktarda gümüşle piyasanın talep ettiği fazla miktarda akçeyi sağlıyordu devlet…

Bir diğer yol saltanat değişikliklerinde yeni padişah adına para basılması ve eskilerin yüzde 20’ye varan değer kaybıyla hazine tarafından geri alınmasıydı…

İmparatorluğun hâkimiyet alanındaki genişlemenin düzenli bir para politikası izlemeyi zorlaştırdığını da buna eklemek gerek…

Avrupa kıtasındaki topraklarda Venedik, İngiliz, İspanyol paralarının kullanılması, Mısır’da ‘Kızıl Altın’ denilen ve değeri Osmanlı Altın Lira’sından düşük paranın tedavül edilmesi, Anadolu’da ve Hicaz’da İran sikkeleriyle mal alınıp satılması engellenemiyor.

İstanbul limanına gelen yabancı tüccarların mallarını darphaneye İngiliz altını karşılığı attıkları gümüşten kesilmiş akçe karşılığı satmaya razı olmalarına kadar varıyordu karışıklığın boyutu…

Fetihlerin durması, toprak kayıplarının artması, yaygınlaşan eşkıyalık ki 3. Murad döneminde Anadolu’da eşkıya çetelerindeki insan sayısının 40 bini bulduğu söylenir- vergi gelirlerinin azalması hazineyi giderek içinde çıkamayacağı zorluğa sürüklüyordu…

Kadınların oyuncağı olan padişah 3. Murad yirmisekiz yaşında tahta çıkmıştı.. Yirmi yıl süren saltanatında, annesi Nurbanu Sultan, kız kardeşi İsmihan Sultan ve hasekisi Safiye Sultan’ın elinde oyuncak olmaktan öte birşey yapmadı.. Rüşvet onun döneminde yaygınlaştı, ordu düzeni ve disiplini onun döneminde bozuldu…

O zamana kadar Osmanlı düzenini zapturapt altında tutmaya çalışan Sokullu Mehmet Paşa’nın varlığını kendi hükümdarlık otoritesi açısından tehdit görüp, yaşlı sadrazamın suikast sonucu ölmesiyle hürriyetine kavuştuğunu düşünüyordu…

Sokullu konusunda kompleksi de vardı.. Tahta çıkmak için Manisa’dan gemiyle İstanbul’a geldiğinde iskelede kendisini karşılayan Sokullu’nun azametli görüntüsünden ürküp padişah olduğunu unutmuş ve âdet dışına çıkarak sadrazamın elini öpmeye kalkmış, bu hareketiyle küçük düştüğü duygusunu içinden atamamıştı…

Sokullu’yu sadaretten alamamış, ama onun eli ayağı olan Nişancı Feridun Bey’i azletmiş, sadrazamın amcasının oğlu Budin Valisi Mustafa Paşa’yı bir bahaneyle idam ettirmişti… Erkeklik düğümünü çözdüğüne inandığı Şeyh Şuca’sız iş yapmaz haldeydi… Şeyh Şuca da bu nedenle rüşvet kapısı haline gelmiş, kimin ne işi varsa, kim hangi makama tayin isterse kese kese altınla ona müracaat eder olmuştu…

Osmanlı Sarayı’nın seks skandallarına konu olduğu, İstanbul’un gözden uzak mahallelerinde bir nevi lüks randevuevlerinin açıldığı, bazılarında saraylı kadınlara genç erkeklerin sunulmasına varan alemlerin yaşandığı en ünlüsü Forsa Halil’in işlettiği Yenikapı’daydı …

Padişahım para basalım

Sarayda yaşanan ve ortaya çıkan iki mali skandalı da buna eklemek lazım… Biri vezir aynı zamanda ordu kumandanı Kızılahmedli Şemsi Paşa’nın 40 bin altını padişaha rüşvet olarak kabul ettirmesi olayıdır…

İmparatorluğun kuruluşunda tasfiye olan Dulkadiroğulları ve İsfendiyaroğulları ailesinden gelen Oğuz Türkmenlerinden Şemsi Paşa ‘Osmanoğullarından Kızılahmedli’nin intikamını aldım’ diyordu padişahı rüşvete alıştırdığı için.. Kaynaklar onun: “Onlar bizim ocağımızı söndürdüler, ben de onların ocağını söndürecek bir mukaddime tertip ettim.. Kırk bin altın büyücek bir lokma idi. Ama padişaha onu yutturdum.

Artık rüşvetten ellerini çekemezler…” dediğini kaydeder…

Hadiselerin seyri Şemsi Paşa’yı haklı çıkardı… Padişah Şeyh Şuca aracılığıyla rüşvet pazarı kurdu adeta… Manisalı Beşinoğlu Kaya Bey’in içoğlanlarından olup onun şehzadeliğinde 3. Murad’a hediye ettiği ve padişahın has nedimi olması dolayısıyla Rumeli Beylerbeyi’liğine kadar yükselen Doğancı Mehmet Paşa ise mali skandalın kahramanı..

Bir av gezisi sırasında sohbet ederlerken para darlığından yakınan 3. Murad’a iktisadi sıkıntıdan kurtulmak için bulduğu çözümü anlatan ve bunu kabul ettiren Paşa’nın sebep olduğu buhran Osmanlı’ya hayli pahalıya patladı…

Yazının girişinde akçedeki değer kaybını anlatırken 100 dirhem yani 320 gram gümüşten 2000 akçe kesilmesi neticesi akçedeki gümüş miktarını 0,16 grama düşüren olay budur…

Şöyleydi Doğancı Mehmet Paşa’nın krize bulduğu formül:

“Şimdiye kadar tağşiş vezirlerin bilgisi dahilinde darphaneye verilen emirle yapıldı… Tabii asker, esnaf, halk anında öğrendi ve fiyatlar arttı tağşiş miktarınca… Şimdi biz bunu kimseye söylemeden yapıp bir defada hazinenin ne borcu varsa ödeyebiliriz… Kim bilecek akçede gümüşü azalttığımızı? Artan gümüş de padişahımızın cebine kalır….”

Çok hoşuna gitti bu yolla krizden çıkış ümidi Sultan Murad’ın ve bunun hemen yapılmasını istedi.. Has adamlar gönderildi darpaneye, gece çalıştırıldı işçiler ve sandıklar dolusu akçe kesilip saraya taşındı… Bir günde yeniçeriye maaş borçları ödendi v.s.

Ancak hasodalılar ve darphane çalışanları açığa vurdu işi… Kendi alacaklarının yeni akçeyle ödenmesini istemediler… Yakın buldukları esnaf bunun sebebini sorulduğunda da bir iki zorlamadan sonra olan biteni ağızlarından kaçırdılar.. ve kısa zamanda herkes tarafından duyuldu sarayın tezgâhı… Esnaf yeni akçeyle mal satmayı reddetti…

Sonuçta ortaya çıkan mali skandal dolayısıyla saray bu sahte akçeleri yerine hakikisini vererek piyasadan toplayıp geri almak zorunda kaldı… Kimi uyanıklar yeniçeri ve halkın elindeki 4 sahte akçeyi karşılığında 1 hakiki akçe vererek topladıkları için bunları topluca hazineye verip büyük paralar kazandılar…

1589 senesi Nisan ayının ikinci günü Sipahi Ocağı ayaklandı… Dört bin sipahi sarayın kapısına ‘Bu fesadın sorumlusu Doğancı Mehmet Paşa’nın kellesini isteriz’ diye dayandı… Direndi padişah… ‘Âdetimiz değildir’ dedi… Ama bağırtılar ‘Bize fesadı himaye eden padişah gerekmez, biz de onun yerine başkasını buluruz’a dönünce çaresiz feda etti paşayı…

Osmanlı tarihinde bir padişahın elinden askerin ilk kez vezir kellesi alışıydı bu… Doğancı Mehmet Paşa’nın kesik başı saraydan At Meydanı’na kadar top gibi ayakla vurulup yuvarlanarak götürüldü..

Harun GÖK
İşletme, Üretim ve Pazarlama Satış Uzmanı