30 Ağustos'u Kutlamak, 15 Temmuz'u Yaşamak

2017 yılının 30 Ağustos Zafer Bayramını Çarşamba günü kutladık. Aynı zamanda 30 Ağustos zafer bayramının 93. yılı oluyor. Geçmiş yıllara göre bu yılki kutlamalara halkın her kesiminin katıldığını anlıyorum. Nedeni ise geçmiş yıllardaki 30 Ağustos kutlamalarında sadece devlet erkanı ve resmi kurumların bir kısmının isteyerek bir kısmının öylesine katılımını görüyor iken, bu yılki 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında halk, dini bayramlarda olduğu gibi bu bayramda da birbirlerine kutlama mesajı göndermeye başlamış olup çevremden bana da bu mesajlardan ulaştı. Halkımızdaki milli ruhun daha fazla canlandığını hissettim.

Bu şekilde toplumun 30 Ağustos Zafer Bayramını kutlamasında 15 Temmuz'un yaşanması, devletin bekasının önemi daha iyi anlaşıldığı ortaya çıkmaktadır.

30 Ağustos'u yaşayan o dönemin canlı şahitleri, yaşayan tarih birer birer ebediyete intikal ederken, yeni nesil 15 Temmuz'u iliklerinde hissetmiş olup 30 Ağustos'un kadrini, kıymetini, önemini bir kez daha canlı hale getirmiş ve milletin duygularına tercüman olmuştur.

Asıl olan 30 Ağustoslar veya 15 Temmuzların yaşanmış olması mı yoksa merhum Mehmet Akif'in “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın”; cümlesindeki ifadesi gibi ben de Allah bir daha bu memlekete 30 Ağustosları ve 15 Temmuzları yaşatmasın diye dua ediyorum.

Bunu söylerken dua edeceğiz ama, aklıma bu duanın içi nasıl doldurulacak sorusu geliyor. 30 Ağustos ve 15 Temmuz' la ilgili düşüncelerimi ortaya koyarken bu tarihlerin bir daha tekerrür etmemesi için şimdiye kadar neler yapılmalı idi, biz ne yaptık sorusuna cevabını vermek gerekmektedir. Demek ki 30 Ağustos tarihini özümsemeyince veya gerekli dersleri çıkartıp ödevimizi yerine getirmediğimiz için 15 Temmuz'u yaşadığımız ortaya çıkıyor.

Burada bizim kadar olmasa da büyük badireler atlatmış iki ülkeden bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki Güney Kore' dir. Bu ülke hepimizin bildiği gibi 1950 ile 1953 yılları arası iç savaş yaşamış olup güney ve kuzey olmak üzere ikiye bölünmüştür. Bu savaşta bizim de askerimiz Güney Kore saflarında savaşmış ve 750 ila 900 arasında şehit vermişiz. Bu ülke kurulduğu yıllarda dışarıdan yardım alarak ayakta durmaya çalışan bir ülke iken çok kısa süre içerisinde 52 milyon nüfusa ve 28 bin dolarlık kişi başı milli gelire ulaşmıştır. Bu başarıdaki en büyük etken, geçmişinden ders alarak geleceğe yön veren, nesline geçmişindeki zorlukları iyi anlatması, her alanda reformların içini doldurması ile başarmıştır.

İkinci ülke ise Japonya' dır. İkinci Dünya Savaşını çabuk bitirmek amacıyla Amerika nın 6 Ağustos 1945' te ise Hiroşuma' ya atom bombası atarak resmi kayıtlara göre 300 bin civarında insanı katledilmiş, 9 Ağustos 1945 'te Nagasaki ye atom bombası atması ile 70 bin kişi ölmüş olup bir o kadarı da yaralanmış ve sakat kalmıştır.

Bu ülke için ekonomi ile ilgili rakam vermeme gerek yoktur. Çünkü Kore 'den daha kötü durumda idi. Bunun yanında doğal şartları ve coğrafyası da çok kötü olan bir ülkedir. Her iki ülkenin de kalkınmasında en önemli etken kendi inançlarını, kendi kültürlerini ve milliyetçilikleri ile vatanlarını sözde değil özde sevmiş olmaları ve milli bir eğitim sistemlerin olmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin; kız erkek tüm gençliğe Hiroşima ve Nagasaki de yaşananlar çok güzel bir şekilde işlenince başka bilgiye gerek kalmıyor. Bu bilgiyi ve inanmışlığı tasdikleyen şu gerçeği aynen naklediyorum.

“İzmit Körfez geçişi asma köprüsünde cumartesi günü 'Catwalk' olarak bilinen halatın kopmasından kendisini sorumlu tutan Japon mühendis 51 yaşındaki Kishi Ryoichi intihar etti. Cesedi Yalova’nın Altınova İlçesi’ndeki mezarlık girişinde bulunan mühendisin intiharı ile ilgili not bıraktığı belirtildi. Kishi Ryoichi’nin maket bıçağıyla intihar ettiği belirlendi. Yapılan araştırmada, Japon mühendisin yanında not bulundu. Mühendisin intiharından önce yazdığı notta halatın kopmasından kendisini sorumlu tutarak yaşamına son verdiği belirtildi. Köprü inşaatının, kopan bağlantı yeri dahil bazı parçalarının Türk firmaları tarafından imal edildiği, kedi yolunun montajının yapıldığı halatların ise yurt dışında imal edilip Türkiye’ye getirildiği belirtildi.”

Bizim ülkemizde de gençliğe ne Çanakkale ruhu verilebilmekte ne de 30 Ağustos. Bir memlekette siyaset adamları ve siyasilerden bir kısmı milletin kutsalında, şehitlikte üstelik zafer bayramında içki içebiliyorsa, bu ülke, Allah göstermesin, daha çok 15 Temmuzlara gebe kalır. Bu nedenle toplum olarak elimizdeki değerlerin ne kadar büyük, ne kadar kutsal olduğunun farkına varmalıyız.

Tarihten ibret ve ders alınmazsa her zaman tekerrür eder. Maziye yüz çevirenler, gelecekten yüz bulamazlar. Bugünü bilmenin, yarını bulmanın yolu, dünü görmekten geçer. Şeyh Şamil'in nefis ifadesiyle de; "maziye tabanca ile ateş edenler topla karşılık görürler."

Ülkemizde bir daha 15 Temmuzların yaşanmasını istemiyorsak öncelikle;

- Bugün iflas etmiş olan milli eğitim sistemini oluşturmamız gerekmektedir. Milli ve manevi değerlerden yoksun, kul hakkından bir haber, masa başı işe odaklı, kısa yoldan zengin olma ve kariyer peşinde koşan bir nesille varılamayacağı; kopyacı, ezberci, üretmeyen bir nesilden gelecek beklemek, vatana hizmet beklemek ne kadar mantıklı olur bilmem. Bizde gençlik oyunda ve oynaşta. Teknolojiyi üreten değil ama teknolojiyi kötü kullananların başında gelen ülkelerdeniz.

- Milli bir tarım ve hayvancılıkla ilgili politika geliştiremedik. Bununla ilgili ufukta da bir çalışma gözükmüyor. Devlet-i Ali-ye zor durumda ithalat yoluna gitmekte olup bu konuda ziraat fakülteleri ve veterinerlik Fakülteleri ne iş yapar, ne üretir bilmem?

- Milli bir sanayi ve üretim politikamız olmalıdır. Tüm dallarda yetiştirdiğimiz mühendislerden sonuna kadar yararlanmak ve aynı zamanda ürettiğimiz kadar da tüketmeliyiz. Bir bedel ödemeden, üretmeden ithal yolla bazı değerlere sahip olmak, ülke ekonomisine ve sanayisine zarar vermektedir. Özellikle milli değerlerimiz olan hammadde, enerji ve tüm üretim faktörlerinde verimlilik ön planda olmalıdır. Milli üretimde özellikle nükleer enerji, otomotiv, makine imalatı konularında çok büyük eksikliklerimiz bulunmaktadır. İthalatımız içerisinde teknoloji ürünlerinin payı % 16 olurken ihraç ürünlerimiz içindeki

teknoloji ürünü payı % 3 civarındadır. Bu rakamlarda her şeyi ortaya koymaktadır.

- En önemlisi de israfsız bir tüketim ve kullanım politikamız olmalıdır. Bu konuda sadece bir örnek olması için resmi kurumlardaki müdürlere tahsis edilen araçların çokluğunu düşünün yeter. İnsanlarımıza yerli malı, halkın malı, Türk' ün malı mantığı yerleştirilmelidir. İlkokula giderken yerli malı haftası kutlamaları yapardık. Bilmem şimdilerde hala kutlanıyor mu? İlköğretimde bu haftada tüm öğrenciler evinden elma, portakal, mandalina, ceviz vb yiyecekleri getirirler ve hep birlikte yerdik. Böylece yerli malı haftasını kutlamış olurduk. O zamanlardaki ürünlerle şimdiki ürünleri karşılaştırıyorum da şimdilerde bu ürünlerde dahi yerli malı göremiyorum. Hepsinin genleri bozulmuş olup özelliklerini kaybetmişlerdir. Bu tür örnekleri çoğaltmamız mümkündür.

Neticede, diyorumki milli olma zamanı gelmedi mi? Özümüze dönme, kendimiz gibi kendimiz olma zamanı gelmedi mi?

İşletme, Üretim ve

Pazarlama Satış Uzmanı